Yazı Detayı
25 Ekim 2013 - Cuma 09:57 Bu yazı 4217 kez okundu
 
MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?
MUSTAFA IŞILDAK
m.isildak02@gmail.com
 
 

        

         MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?

 

Geçenlerde köşe yazısında ifade ettiğimiz atık kâğıtların geri dönüşümü konusuna ilgisiz kalan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden hiçbir “geri dönüşüm!” gelmezken Edebiyatçı Yazar Sefer Akgül öğretmen, Ağaç ve Ötesi, başlıklı aşağıdaki dört sayfalık cevabi maili göndermiş. Sağ olsun…

Anılan müdürlükten bu kez de TIK gelmezse bir vatandaş olarak dilekçe ile resmen başvuracağım ve bağlı olduğu bakanlığı da bilgilendireceğim galiba…

         Bu müdürlükten cevap almak için mutlaka müteahhit mi olmak gerekiyor yoksa?

         Şimdi maili birlikte okuyalım:

 

“İlahi Mustafa ağabey,” Pirinç tanesi” başlıklı yazınıza dair gönderdiğim mesajımı ikinci bir yazıda ana malzeme olarak kullanmış ve ikinci bir fasıl açmışsınız. Kâğıttan ağaca, ağaçtan kâğıda doğru ruh dünyamda fırtınalar estirecek bir kapıyı açtınız benim için.

      Bir düşünürün güzel bir sözü vardır.”Gülün kokusu, onun ibadetidir” diye. Gerçekten de öyledir. Ağaçlar güller gibi değildir. Gül gibi, çiçek gibi narin ve estetik harikası varlıklara göre ağaç biraz daha kaba gibi durur ama onlara göre çok daha donanımlı ve kompleks varlıklardır. Ağaçlar, çiçek/ yaprak açmak, meyve vermek, oksijen üretmek başta olmak üzere yüzlerce misyonu ifa ederler. Bunların hepsi bir yana sadece gölge salarak bile ibadetlerini yaparlar. Köklerinden yapraklarına kadar hepsi Allah’ın yarattığı mucize diyebileceğimiz birer fabrika gibidirler. Her biri Allah’ın kudretini, rahmetini gösteren birer ayettirler. Tabii okuyabilenlere… Kökleri adeta Bismillah diyerek sert kayayı, taşı deler ve Hz. Musa’nın asası gibi olur. Yaprakları en sıcak kavurucu sıcaklarda bile yaş ve nemli kalır. Adeta ateşte yanmayan Hz. İbrahim a.s. mucizesinin gözle görünen bir misalini bizlere sunar. Ha Kuran’da İbrahim peygamberle, Musa peygamberle ilgili ayetleri okumuşsunuz ha ağacı, fark etmez.

     Bir evin bahçesindeki, bir sokaktaki, caddedeki, bir okulun ya da caminin bitişiğinde ağaçları düşünün. Hastane önünde incir ağacını düşünün. Onların yokluğunda o ev, o sokak, o cadde, o cami veya okul ne kadar da boş ve anlamsız gelir bilir misiniz?

    İnsanoğlu maddeyi ve varlıkları zaman ve mekân boyutlarıyla birlikte algılar. Zamansız ve mekânsız düşünemeyiz. Ağaç hem zamanı, hem mekânı yaşatan varlıktır. Bir ağacın kesilmesi, eksilmesi halinde hayatımızdaki zamanın ve mekânın da yok olduğunu görürüz. Evimizin avlusundaki bir ağacın kesilmesi halinde sanki evden bir ölü çıkmış, bir aile ferdini yitirmiş gibi oluruz. Öylesine hüzünlü bir boşluk…

       Küçükken bir fidan, büyükken meyve veren bir ağaç sanki çocukluk ve gençlik devremizin metaforudur. İhtiyar bir ağaç ise, ihtiyarlığın ve ölümün mazmunu, simgesi olmuştur. Bizimle özdeşleşir. Birçok mekânı yanı başında ağaçla birlikte algılarız. Ve her ağacın bir kişiliği, kimliği vardır. Mesela defne ağacı Roma imparatorluğunun simgesi olmuştur. Çınar ağacı bize koca bir Osmanlı imparatorluğunu hatırlatır. Veya İstanbul’daki Selâtin camileri gibidirler. Ağaçlar içinde çınar bir Sultanahmet, bir Selimiye gibi haşmetlidir. 

       Ağabey sen hatırlarsın, orta yaş kuşağında olan herkes de hatırlar Ayrancı pazarında muhteşem dut ağacı vardı. Şimdi yok. Onunla beraber birçok şey de yok oldu, buhar oldu uçtu. Ona balta vuran uğursuz eller onunla beraber hepimizin dünyasına balta vurdu aslında… Eskisaray Camisi’nin avlusundaki bilmem kaç yüz yıllık çınar hoyratça, bilinçsizce budandığından neredeyse kuruyacaktı. O çınarın yokluğunda nelerin yok olduğunu göreceğiz. Allah korusun…

Küçükken dallarına çıkıp oynadığımız ağaç ana gibidir. Ağaçlar ana gibi kollarıyla bizleri sararlar. Onların dallarına sarıldığımızda annemize sarılmış gibi olurduk. Öylesine şefkatlidirler. Acımasızca taşlarız, meyvelerini koparırız, dallarını / kollarını keseriz. Ama o yinede bizlere kucağını açar her zaman… Ağaçlar bazen baba gibidirler. Dondurucu kış aylarında, soğuk, deli rüzgârlara karşı direnirler. Yaprakları dökülmüş olsa da gelecek baharı ümitle beklerler. Babalar da öyledir. Çalışıp çabalarlar bizim için. Ağaçlar ayakta ölürler ağabey. Eğer biri gövdesine balta vurmazsa. Babalar da hayat yolunda çocukları için didinip dururken ayakta ölürler. Eğer evladından, yakınından bir darbe yemezse ayakta ölürler babalar.

      Bir ağaç gibi yalnız ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine diyen Nazım Hikmet, ormanı ve ağacı ne güzel anlatır.”Başım köpük köpük duman, içim dışım deniz. Gövdem şerha şerha …”Ben bin ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Budak budak, şerha şerha ihtiyar bir ceviz… Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında...” derken bahsettiği ceviz ağaçları olmasa acaba Gülhane parkı park olabilir miydi?

      Ağaçlar şiirlerin en temel malzemesidir. Baharda çiçek açmış bir ağaç ya da ağaçlar gurubu estetik olarak birer şiir gibidirler. Yağmur yağdığında yağmur tanelerinin iplik iplik, damla damla toprağa doğru süzülmeleri de şiir gibidir. Kar manzaralarını çok daha muhteşem hale getiren unsur, ağaç dallarının kırılacakmışçasına karla kaplanması değil midir? Ağaç dallarının ve yapraklarının rüzgârlardaki takırtısı, hışırtısı ve o hışırtıya eklenen cırcır böceklerinin cırıltısı, kuş seslerinin cıvıltısı öyle bir orkestra ziyafeti çeker ki kulaklarımıza ve ruhlarımıza değme senfoni orkestraları yanında ya çok cılız veya çok gürültülü baş ağrıtan bir ses kaosu olarak kalır.

       Ağaç kurtların, kuşların, börtü böceklerin de sığınağıdır. Sadece yapraklarından salgıladığı şekerimsi, yapışkan bir sıvı nice nice böceklere, sineklere ana sütü gibidir. Onlara analık ve dayelik yaparlar. Ama çoğumuz bilmeyiz bunları.

    

DOĞARKEN AĞAÇ, ÖLÜRKEN AĞAÇ…

Yine doğduğumuzda ağaçtan yapılmış beşikte büyütülürüz. Öldüğümüzdü ağaçtan yapılmış tabutla gömülürüz. Hayatımızın her sahnesinde ağaç yer alır. Plastik medeniyetinin talihsiz çocukları bunları bilemez. Hani Pir Sultan Abdal’ın: Nurdandır Kâbe eşiği / Cihanı tuttuğu ışığı / Hasan Hüseynin beşiği / O da yine ağaçtandır…” dediği gibi. Ağacın en ölü, en kaba hali olan kütük bile hayata anlam katar. Eskiden Adıyaman’da analarımız et kütüğünde az mı et dövdüler, ciğer doğradılar. Çul, kilim yıkarken tokaç elimizden düşmezdi. Abanoz’dan çekmeceler, ceviz’den çeyiz sandıklarının evlerimize kimlik veren, hane halkına ayırt edici kişilik katan o esrarengiz kokuları, tahta döşemelerdeki harita, kroki misal dalgalı /halkalı çizgiler çocukluğumuzun içinde hayaller kurarak dolaştığı esrarengiz labirentler unutulur mu? 

     Kütük demişken hatırladım. Peygamberimiz efendimiz bir gün mescidine hutbe okumak için minber yaptırmış, o güne dek üzerinde hutbe okuduğu hurma ağacı kütüğünü bir kenara koymuşlar. Bu ayrılık üzerine hurma kütüğü inim inim inleyerek hazin sesler çıkarmış ve ağlamıştır. Bunu cemaatin tümü işitip görmüş ve efendimiz o kütüğe sarılıp, cennette de beraber olacaklarını söyleyerek onu teskin etmiştir. Ancak o zaman ağlamasını kesmiştir hurma kütüğü. Kanaatimce tüm kütükler ondan geri değildir. Hepsi de kendi özel lisanıyla (own tong) hisseder, düşünür, ağlar ve görürler.

Ama ben Mustafa ağabey yıllar önce görev yaptığım bir köyde kin ve husumetten dolayı bir köylünün göz gibi bakarak büyüttüğü fidanlarının bir gecede köklerinden kesildiğini gözlerimde gördüm. Ağaç cenazelerinin halini görmeliydin… Özal döneminde teşvik furyasından yararlanmak için meyve suyu fabrikası yapacağım diye meyve fidanları dikip paraları bankadan çektikten sonra bir daha ağaçlara bakmayan hatta onları kurutan üçkâğıtçıları iyi bilirim. Erdoğan döneminde zeytin üreticiliğini teşvik için verilecek milyarları kapmak için binlerce fidan dikip sayısına göre devletten para çeken sonra da onları tek tek söküp atan ağaç katillerini bir ben değil dünya âlem biliyor. Bunların katilden ne farkları var?

Geçen gün 8.sınıfta” Toprak cansız değildir. Bir avuç toprakta milyonlarca faydalı bakteri ve organizma var. Anız yaktığınızda bu faydalı hayvanları öldürüyorsunuz.”dediğimde çocukların ağzı açık kaldı. Bunların babaları, amcaları da bilmez veya bilirler ama işlerine gelmez. Her sene onca uyarıya ve cezaya rağmen yine de anız yakılır. İnanın Adıyaman’ın çevresindeki tarlalarda yakılan anızlardan merkezdeki evimin balkonuna yüzlerce yanık saman parçaları uçuşarak geliyorlar. Ve ben bunları görünce açık söyleyeyim lanet okuyorum anız yakanlara. İntikam için orman yakanları, ekin yakanları saymıyorum daha. Feci örnek çok ağabey… Bütün bunları yapan insanlarla aynı caddede yürümekten, aynı havayı solumaktan, orada burada karşılaşmaktan nefret ediyorum. Mustafa ağabey bir düşünün… Biz,  dışı insan içi canavar bu tür insanlarla bir aradayız. Peygamberimiz efendimiz “Biriniz biraz sonra kıyamet kopacağını bilse yine de elindeki fidanı diksin.” buyurmuştur. Biz ki O’na Peygamberimiz diye iman etmişiz. Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Sonra da orman yakmada, ağaç kesmede, yeşil alanları beton yığınlarına çevirmede dünya milletleri içinde en birinci sıraya yerleşiyoruz. İyi mi? Yakışıyor değil mi?

Mustafa ağabey söz uzadı. Kâğıt katliamını da sonra yazarım. Şimdilik kal sağlıcakla.”

        

Okurumuz Sefer Akgül’ün maili burada bitiyor. Bakalım Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün gelebilecek maili nasıl bitecek? 

 

         Mustafa Işıldak www.mustafaiisldak.com.tr

         0532–422 95 28 m.isildak02@gmail.com

         Adıyaman’da Bugün Gazetesi 19.10.2013

 

     

   

      

 

Geçenlerde köşe yazısında ifade ettiğimiz atık kâğıtların geri dönüşümü konusuna ilgisiz kalan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden hiçbir “geri dönüşüm!” gelmezken Edebiyatçı Yazar Sefer Akgül öğretmen, Ağaç ve Ötesi, başlıklı aşağıdaki dört sayfalık cevabi maili göndermiş. Sağ olsun…

Anılan müdürlükten bu kez de TIK gelmezse bir vatandaş olarak dilekçe ile resmen başvuracağım ve bağlı olduğu bakanlığı da bilgilendireceğim galiba…

         Bu müdürlükten cevap almak için mutlaka müteahhit mi olmak gerekiyor yoksa?

         Şimdi maili birlikte okuyalım:

 

“İlahi Mustafa ağabey,” Pirinç tanesi” başlıklı yazınıza dair gönderdiğim mesajımı ikinci bir yazıda ana malzeme olarak kullanmış ve ikinci bir fasıl açmışsınız. Kâğıttan ağaca, ağaçtan kâğıda doğru ruh dünyamda fırtınalar estirecek bir kapıyı açtınız benim için.

      Bir düşünürün güzel bir sözü vardır.”Gülün kokusu, onun ibadetidir” diye. Gerçekten de öyledir. Ağaçlar güller gibi değildir. Gül gibi, çiçek gibi narin ve estetik harikası varlıklara göre ağaç biraz daha kaba gibi durur ama onlara göre çok daha donanımlı ve kompleks varlıklardır. Ağaçlar, çiçek/ yaprak açmak, meyve vermek, oksijen üretmek başta olmak üzere yüzlerce misyonu ifa ederler. Bunların hepsi bir yana sadece gölge salarak bile ibadetlerini yaparlar. Köklerinden yapraklarına kadar hepsi Allah’ın yarattığı mucize diyebileceğimiz birer fabrika gibidirler. Her biri Allah’ın kudretini, rahmetini gösteren birer ayettirler. Tabii okuyabilenlere… Kökleri adeta Bismillah diyerek sert kayayı, taşı deler ve Hz. Musa’nın asası gibi olur. Yaprakları en sıcak kavurucu sıcaklarda bile yaş ve nemli kalır. Adeta ateşte yanmayan Hz. İbrahim a.s. mucizesinin gözle görünen bir misalini bizlere sunar. Ha Kuran’da İbrahim peygamberle, Musa peygamberle ilgili ayetleri okumuşsunuz ha ağacı, fark etmez.

     Bir evin bahçesindeki, bir sokaktaki, caddedeki, bir okulun ya da caminin bitişiğinde ağaçları düşünün. Hastane önünde incir ağacını düşünün. Onların yokluğunda o ev, o sokak, o cadde, o cami veya okul ne kadar da boş ve anlamsız gelir bilir misiniz?

    İnsanoğlu maddeyi ve varlıkları zaman ve mekân boyutlarıyla birlikte algılar. Zamansız ve mekânsız düşünemeyiz. Ağaç hem zamanı, hem mekânı yaşatan varlıktır. Bir ağacın kesilmesi, eksilmesi halinde hayatımızdaki zamanın ve mekânın da yok olduğunu görürüz. Evimizin avlusundaki bir ağacın kesilmesi halinde sanki evden bir ölü çıkmış, bir aile ferdini yitirmiş gibi oluruz. Öylesine hüzünlü bir boşluk…

       Küçükken bir fidan, büyükken meyve veren bir ağaç sanki çocukluk ve gençlik devremizin metaforudur. İhtiyar bir ağaç ise, ihtiyarlığın ve ölümün mazmunu, simgesi olmuştur. Bizimle özdeşleşir. Birçok mekânı yanı başında ağaçla birlikte algılarız. Ve her ağacın bir kişiliği, kimliği vardır. Mesela defne ağacı Roma imparatorluğunun simgesi olmuştur. Çınar ağacı bize koca bir Osmanlı imparatorluğunu hatırlatır. Veya İstanbul’daki Selâtin camileri gibidirler. Ağaçlar içinde çınar bir Sultanahmet, bir Selimiye gibi haşmetlidir. 

       Ağabey sen hatırlarsın, orta yaş kuşağında olan herkes de hatırlar Ayrancı pazarında muhteşem dut ağacı vardı. Şimdi yok. Onunla beraber birçok şey de yok oldu, buhar oldu uçtu. Ona balta vuran uğursuz eller onunla beraber hepimizin dünyasına balta vurdu aslında… Eskisaray Camisi’nin avlusundaki bilmem kaç yüz yıllık çınar hoyratça, bilinçsizce budandığından neredeyse kuruyacaktı. O çınarın yokluğunda nelerin yok olduğunu göreceğiz. Allah korusun…

Küçükken dallarına çıkıp oynadığımız ağaç ana gibidir. Ağaçlar ana gibi kollarıyla bizleri sararlar. Onların dallarına sarıldığımızda annemize sarılmış gibi olurduk. Öylesine şefkatlidirler. Acımasızca taşlarız, meyvelerini koparırız, dallarını / kollarını keseriz. Ama o yinede bizlere kucağını açar her zaman… Ağaçlar bazen baba gibidirler. Dondurucu kış aylarında, soğuk, deli rüzgârlara karşı direnirler. Yaprakları dökülmüş olsa da gelecek baharı ümitle beklerler. Babalar da öyledir. Çalışıp çabalarlar bizim için. Ağaçlar ayakta ölürler ağabey. Eğer biri gövdesine balta vurmazsa. Babalar da hayat yolunda çocukları için didinip dururken ayakta ölürler. Eğer evladından, yakınından bir darbe yemezse ayakta ölürler babalar.

      Bir ağaç gibi yalnız ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine diyen Nazım Hikmet, ormanı ve ağacı ne güzel anlatır.”Başım köpük köpük duman, içim dışım deniz. Gövdem şerha şerha …”Ben bin ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Budak budak, şerha şerha ihtiyar bir ceviz… Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında...” derken bahsettiği ceviz ağaçları olmasa acaba Gülhane parkı park olabilir miydi?

      Ağaçlar şiirlerin en temel malzemesidir. Baharda çiçek açmış bir ağaç ya da ağaçlar gurubu estetik olarak birer şiir gibidirler. Yağmur yağdığında yağmur tanelerinin iplik iplik, damla damla toprağa doğru süzülmeleri de şiir gibidir. Kar manzaralarını çok daha muhteşem hale getiren unsur, ağaç dallarının kırılacakmışçasına karla kaplanması değil midir? Ağaç dallarının ve yapraklarının rüzgârlardaki takırtısı, hışırtısı ve o hışırtıya eklenen cırcır böceklerinin cırıltısı, kuş seslerinin cıvıltısı öyle bir orkestra ziyafeti çeker ki kulaklarımıza ve ruhlarımıza değme senfoni orkestraları yanında ya çok cılız veya çok gürültülü baş ağrıtan bir ses kaosu olarak kalır.

       Ağaç kurtların, kuşların, börtü böceklerin de sığınağıdır. Sadece yapraklarından salgıladığı şekerimsi, yapışkan bir sıvı nice nice böceklere, sineklere ana sütü gibidir. Onlara analık ve dayelik yaparlar. Ama çoğumuz bilmeyiz bunları.

    

DOĞARKEN AĞAÇ, ÖLÜRKEN AĞAÇ…

Yine doğduğumuzda ağaçtan yapılmış beşikte büyütülürüz. Öldüğümüzdü ağaçtan yapılmış tabutla gömülürüz. Hayatımızın her sahnesinde ağaç yer alır. Plastik medeniyetinin talihsiz çocukları bunları bilemez. Hani Pir Sultan Abdal’ın: Nurdandır Kâbe eşiği / Cihanı tuttuğu ışığı / Hasan Hüseynin beşiği / O da yine ağaçtandır…” dediği gibi. Ağacın en ölü, en kaba hali olan kütük bile hayata anlam katar. Eskiden Adıyaman’da analarımız et kütüğünde az mı et dövdüler, ciğer doğradılar. Çul, kilim yıkarken tokaç elimizden düşmezdi. Abanoz’dan çekmeceler, ceviz’den çeyiz sandıklarının evlerimize kimlik veren, hane halkına ayırt edici kişilik katan o esrarengiz kokuları, tahta döşemelerdeki harita, kroki misal dalgalı /halkalı çizgiler çocukluğumuzun içinde hayaller kurarak dolaştığı esrarengiz labirentler unutulur mu? 

     Kütük demişken hatırladım. Peygamberimiz efendimiz bir gün mescidine hutbe okumak için minber yaptırmış, o güne dek üzerinde hutbe okuduğu hurma ağacı kütüğünü bir kenara koymuşlar. Bu ayrılık üzerine hurma kütüğü inim inim inleyerek hazin sesler çıkarmış ve ağlamıştır. Bunu cemaatin tümü işitip görmüş ve efendimiz o kütüğe sarılıp, cennette de beraber olacaklarını söyleyerek onu teskin etmiştir. Ancak o zaman ağlamasını kesmiştir hurma kütüğü. Kanaatimce tüm kütükler ondan geri değildir. Hepsi de kendi özel lisanıyla (own tong) hisseder, düşünür, ağlar ve görürler.

Ama ben Mustafa ağabey yıllar önce görev yaptığım bir köyde kin ve husumetten dolayı bir köylünün göz gibi bakarak büyüttüğü fidanlarının bir gecede köklerinden kesildiğini gözlerimde gördüm. Ağaç cenazelerinin halini görmeliydin… Özal döneminde teşvik furyasından yararlanmak için meyve suyu fabrikası yapacağım diye meyve fidanları dikip paraları bankadan çektikten sonra bir daha ağaçlara bakmayan hatta onları kurutan üçkâğıtçıları iyi bilirim. Erdoğan döneminde zeytin üreticiliğini teşvik için verilecek milyarları kapmak için binlerce fidan dikip sayısına göre devletten para çeken sonra da onları tek tek söküp atan ağaç katillerini bir ben değil dünya âlem biliyor. Bunların katilden ne farkları var?

Geçen gün 8.sınıfta” Toprak cansız değildir. Bir avuç toprakta milyonlarca faydalı bakteri ve organizma var. Anız yaktığınızda bu faydalı hayvanları öldürüyorsunuz.”dediğimde çocukların ağzı açık kaldı. Bunların babaları, amcaları da bilmez veya bilirler ama işlerine gelmez. Her sene onca uyarıya ve cezaya rağmen yine de anız yakılır. İnanın Adıyaman’ın çevresindeki tarlalarda yakılan anızlardan merkezdeki evimin balkonuna yüzlerce yanık saman parçaları uçuşarak geliyorlar. Ve ben bunları görünce açık söyleyeyim lanet okuyorum anız yakanlara. İntikam için orman yakanları, ekin yakanları saymıyorum daha. Feci örnek çok ağabey… Bütün bunları yapan insanlarla aynı caddede yürümekten, aynı havayı solumaktan, orada burada karşılaşmaktan nefret ediyorum. Mustafa ağabey bir düşünün… Biz,  dışı insan içi canavar bu tür insanlarla bir aradayız. Peygamberimiz efendimiz “Biriniz biraz sonra kıyamet kopacağını bilse yine de elindeki fidanı diksin.” buyurmuştur. Biz ki O’na Peygamberimiz diye iman etmişiz. Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Sonra da orman yakmada, ağaç kesmede, yeşil alanları beton yığınlarına çevirmede dünya milletleri içinde en birinci sıraya yerleşiyoruz. İyi mi? Yakışıyor değil mi?

Mustafa ağabey söz uzadı. Kâğıt katliamını da sonra yazarım. Şimdilik kal sağlıcakla.”

        

Okurumuz Sefer Akgül’ün maili burada bitiyor. Bakalım Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün gelebilecek maili nasıl bitecek? 

 

         Mustafa Işıldak www.mustafaiisldak.com.tr

         0532–422 95 28 m.isildak02@gmail.com

         Adıyaman’da Bugün Gazetesi 19.10.2013

 

     

   

      

 
Etiketler: MÜTEAHHİT, DEĞİLİZ, DİYE,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
16 Ağustos 2021
300 BİN KİŞİYE BİR AVUKAT!
299 Okunma.
26 Temmuz 2021
HAYDİ GENÇLER İŞBAŞINA!
152 Okunma.
15 Temmuz 2021
FİZYOMED AÇILIŞINDAN İZLENİMLER…
113 Okunma.
07 Haziran 2021
Mustafa Yücel Özbilgin Parkı ve Sümer Park’ın hali…
153 Okunma.
25 Mayıs 2021
Dr. Bakır ve Vefa…
118 Okunma.
17 Mayıs 2021
ŞAMPİYONLUĞU MU BEKLEDİN MAHMUT’UM...
131 Okunma.
01 Nisan 2021
TV’DE VALİ ÇUHADAR VE YORUMLAR (2)
525 Okunma.
01 Nisan 2021
TV’DE BağlantıVALİ ÇUHADAR VE YORUMLAR (1)
185 Okunma.
15 Mart 2021
Bir savcının Sami Nakiboğlu anılarından
287 Okunma.
26 Şubat 2021
İBADET Mİ, SAĞLIK MI ÖNCELİKLİ?
268 Okunma.
18 Ocak 2021
“TIK” ÇIKMAYANLAR…
191 Okunma.
31 Aralık 2020
YENİDEN MERHABA…
221 Okunma.
31 Aralık 2020
KOVİD-19
413 Okunma.
18 Eylül 2020
Konu: Kenevir ekim izni verilmesi.
274 Okunma.
15 Temmuz 2020
İSTİKBAL KÖK’LERDEDİR…
292 Okunma.
14 Temmuz 2020
Yirmi bir kez Allah rahmet etsin…
232 Okunma.
04 Nisan 2020
BİR EKMEĞE SİGORTA
407 Okunma.
14 Kasım 2018
Çiğköfte Festivali Ve Turizim
3024 Okunma.
29 Aralık 2016
15 Temmuz Ve Başkan Dimez
2719 Okunma.
09 Eylül 2016
NEREDEN NEREYE…?
5028 Okunma.
01 Ağustos 2016
BEŞTEPE’YE SEVİNDİM, KÂHTA’YA ÜZÜLDÜM!
5349 Okunma.
26 Temmuz 2016
Darbe Başarıya Ulaşsa idi?
3430 Okunma.
04 Ağustos 2014
ŞÜKRET ARKADAŞIM…
4447 Okunma.
25 Temmuz 2014
YAKIŞIYOR MU SAYIN İSLAM BAKAN’IM?
10521 Okunma.
23 Temmuz 2014
İYİ Kİ VARSINIZ!
3804 Okunma.
22 Temmuz 2014
NASIL YAZIYORUM?
4044 Okunma.
21 Temmuz 2014
BU KADAR DA OLMAZ!
3733 Okunma.
17 Temmuz 2014
SÜMEREVLERİ ÖĞRENCİ YURDU–3
3876 Okunma.
17 Temmuz 2014
RAMAZAN FESTİVALLERİ BİTTİ!
3898 Okunma.
15 Temmuz 2014
YİNE İNTİHAR…
10685 Okunma.
14 Temmuz 2014
ELAZIĞ-MALATYA-ADIYAMAN-TORBALI
4147 Okunma.
11 Temmuz 2014
KOKAN ÖLÜLER
3824 Okunma.
10 Temmuz 2014
BEŞPINAR-BELEŞPINAR(!)-ANIZ
4025 Okunma.
08 Temmuz 2014
İMAR PLANI VE SATRANÇ
3881 Okunma.
07 Temmuz 2014
KANUNİ VE KARINCA…
11223 Okunma.
04 Temmuz 2014
A.MİRZA İNAK VE HAVUZA ÇİŞ YAPMAK
5626 Okunma.
01 Temmuz 2014
KONUT KİRALARI VE İMARDAKİ KAT ADETLERİ
3966 Okunma.
30 Haziran 2014
Bir tıkla ÜCRETSİZ yardım…
10332 Okunma.
29 Haziran 2014
BEN ÖZÜR DİLİYORUM…
12108 Okunma.
29 Haziran 2014
PARAYLA TAZİYE ZİYARETİ
3972 Okunma.
24 Haziran 2014
BELEDİYENİN BELEŞ OTOPARKI…
10267 Okunma.
03 Haziran 2014
DÜNDEN BUGÜNE VE FADIL BİNZET
4573 Okunma.
28 Mayıs 2014
HİZMETLİYE DE PLAKET VERİLİR
4241 Okunma.
28 Mayıs 2014
HAYDİ, ESNAF KARDEŞİM İSTANBUL’A…
9188 Okunma.
09 Mayıs 2014
BALIK BAŞTAN KOKMAZ MI?
4590 Okunma.
06 Mayıs 2014
ESENTEPE TOKİ’DE BORÇ VE GASP?
11762 Okunma.
01 Mayıs 2014
BU KUŞAĞI DA BELİMİZE KİM SARDI?
4070 Okunma.
28 Ocak 2014
BU GÜN ANNELER GÜNÜ!
4301 Okunma.
28 Ocak 2014
BUGÜN ANNELER GÜNÜ-2
4164 Okunma.
08 Ocak 2014
SEN AĞLAMA ÖMER AMCA!
4782 Okunma.
12 Aralık 2013
BAŞKAN ADAYI KUTLU VE YANSIMALAR
4595 Okunma.
14 Kasım 2013
VAH… VAH… KOMUTANA ÜZÜLDÜM!
4624 Okunma.
07 Kasım 2013
DİLENEN SURİYELİLER?
4453 Okunma.
07 Kasım 2013
MEVZUAT HAZRETLERİ!
4139 Okunma.
07 Kasım 2013
BİLGİSAYAR VE İMAN
4343 Okunma.
28 Ekim 2013
LÜTFEN KOKLAR MISINIZ!
4167 Okunma.
22 Ekim 2013
BU NASIL DEMOKRATLIK?
4194 Okunma.
02 Ekim 2013
Gül Gibi Akgül'den Mesaj Var
3979 Okunma.
30 Eylül 2013
Bir Pirinç Tanesi..
3506 Okunma.
25 Eylül 2013
İzmir'den Ses Var
3955 Okunma.
18 Eylül 2013
Ağlarsan Seni Polise Veririm
4083 Okunma.
26 Haziran 2013
Haydi Ankara Akm'ye..
4934 Okunma.
18 Haziran 2013
Ali Amcalar Gerek..
3464 Okunma.
18 Haziran 2013
Beş Dakika..
4917 Okunma.
11 Haziran 2013
Tayyip'i Yedirmeyiz...
4397 Okunma.
10 Haziran 2013
Hemşerilerim Hoşgelmişsiniz...
3385 Okunma.
06 Haziran 2013
Adımız Adımmülayim Olsun
4155 Okunma.
03 Haziran 2013
Ömer Bin Abdulkaziz
4232 Okunma.
03 Haziran 2013
Ekremler Nasıl Kurtulur
4122 Okunma.
10 Mayıs 2013
Sümerevleri Öğrenci Yurdu 1
4028 Okunma.
10 Mayıs 2013
Sümerevleri Öğrenci Yurdu 2
4759 Okunma.
25 Nisan 2013
Dualarla Güle Güle..
4004 Okunma.
25 Mart 2013
Mutlu Olmak
4090 Okunma.
28 Şubat 2013
Şöför Amca..!
3891 Okunma.
21 Şubat 2013
Stk'lar Ve Gönüllülük
4847 Okunma.
01 Şubat 2013
Bakın Çocuklar Ne İstiyor?
4082 Okunma.
14 Ocak 2013
Zemzem'in Yeni Sırları
4847 Okunma.
23 Kasım 2012
Boşanmalar ve aile Hekimliği 1
5082 Okunma.
22 Kasım 2012
12 Eylül Namazdaki İmamı Bile Şaşırtırsa?
3982 Okunma.
21 Kasım 2012
Hilmi Şahballı ve Adıyaman…
4704 Okunma.
21 Kasım 2012
Adıyamanlılık Böyle(mi) Olur
4324 Okunma.
21 Kasım 2012
Son Kat Üvey Evlat
4364 Okunma.
12 Kasım 2012
Atatürk Ve Din
4180 Okunma.
31 Ekim 2012
Kim Bu Acemi (!) Milletvekili
4573 Okunma.
30 Ekim 2012
Doğalgaz Bağlantı Ücretleri Fazla mı Alındı?
4665 Okunma.
19 Ekim 2012
Zalim Yazı
4564 Okunma.
28 Eylül 2012
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz..!
3667 Okunma.
24 Eylül 2012
Vali Demirtaş Ve Sığınmacılar..
3394 Okunma.
17 Eylül 2012
Yeni Şeyler 1
4157 Okunma.
05 Eylül 2012
Eski Vali - Yeni Vali..
3755 Okunma.
03 Eylül 2012
“ASLAN” HÜSEYİN ASLAN…
4725 Okunma.
03 Eylül 2012
SABAH NAMAZINDA ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK
4375 Okunma.
27 Ağustos 2012
Artık Yeni Şeyler Söylemek Lazım
4230 Okunma.
17 Ağustos 2012
Kimsesizlik..
3855 Okunma.
15 Ağustos 2012
Ramazan Festivalleri!
4233 Okunma.
09 Ağustos 2012
Sen Ağlama Mehmet Amca
4531 Okunma.
01 Ağustos 2012
Kulak Kesilmesine İçin Kulak Verelim 2
4251 Okunma.
24 Temmuz 2012
Baharla Gelen Haşir (Ö.S.DİRİLME) Hakikati-1
4426 Okunma.
19 Temmuz 2012
Komşu Duası
4947 Okunma.
15 Temmuz 2012
Hey Ya Rabbi..
3614 Okunma.
03 Temmuz 2012
ÜNİVERSİTE VE MEŞRUTİYET
4793 Okunma.
25 Haziran 2012
Hani Ayırımcılık Olmayacaktı?
4402 Okunma.
04 Haziran 2012
Süemerbank Parkı, Söylenenler, Tescillenenler
4246 Okunma.
03 Haziran 2012
ÖLÜRSE GİDERİZ
4485 Okunma.
01 Haziran 2012
ESKİ(MEZ) BİR DANIŞMANIN SEVDASI...
3696 Okunma.
28 Mayıs 2012
Halkın Kandil Mesajları
4656 Okunma.
24 Mayıs 2012
Cumhurbaşkanı Ziyareti Ve Zaman
4400 Okunma.
16 Mayıs 2012
Gül'e Sahip Çıkayım Derken..
4783 Okunma.
15 Mayıs 2012
Valilik Büyükaslan Savaşı
4461 Okunma.
08 Mayıs 2012
Eko Adıyaman Basını
4482 Okunma.
03 Mayıs 2012
ŞER DÜŞÜNÜLEN ŞEY HAYIR OLDU
4524 Okunma.
23 Nisan 2012
Üniversiteyi 40 Yaşında ki Temizleyemez mi?
4344 Okunma.
16 Nisan 2012
Ben mi Biz mi?
4287 Okunma.
02 Nisan 2012
Cepler Dikilsin
4678 Okunma.
01 Nisan 2012
VEKİL DANIŞMANI MAAŞ ARTIŞI…
4779 Okunma.
28 Mart 2012
Hukuk Fakültesine Koşar Adım
4852 Okunma.
29 Şubat 2012
VERGİ KAÇIRMAK=ADAM ÖLDÜRMEK
4389 Okunma.
28 Şubat 2012
NE SÖYLEYECEKTİM
4441 Okunma.
28 Şubat 2012
ÇİNGENE
4855 Okunma.
22 Şubat 2012
HUKUK FAKÜLTESİNE DOĞRU…
4328 Okunma.
17 Şubat 2012
HANGİSİ YANLIŞ?
4219 Okunma.
03 Şubat 2012
İNGİLİZ POLİSİ OLSAYDI ÖLÜRLER MİYDİ?
4178 Okunma.
01 Şubat 2012
TCK’YI ELLE YAZMA CEZASI…
4466 Okunma.
30 Ocak 2012
SUÇLULARDAN UZAK DURMAYIN
4338 Okunma.
27 Ocak 2012
BU SABAH YENİDEN DOĞDUM…
4359 Okunma.
26 Ocak 2012
ABD'DEN ŞOK RAPOR
4932 Okunma.
25 Ocak 2012
MİLLETVEKİLİ YETİŞ’TEN MESAJ VAR…
4471 Okunma.
24 Ocak 2012
AİLE POLİSİ PROJESİ
4536 Okunma.
18 Ocak 2012
10 OCAK VE GAZETECİ DERNEKLERİ
4596 Okunma.
17 Ocak 2012
UYKUDAN UYAN EY ADIYAMAN
4400 Okunma.
16 Ocak 2012
SEBAHAT TUNCEL, TOKAT VE MEDYA…
4449 Okunma.
13 Ocak 2012
HASUTLUK HASTALIĞI
4586 Okunma.
25 Aralık 2011
SORUMLU YALNIZ AKMERCAN MI?
4993 Okunma.
19 Aralık 2011
AKMERCAN-BELEDİYE MAÇI 3
4530 Okunma.
14 Aralık 2011
AKMERCAN BELEDİYE MAÇI
5187 Okunma.
09 Aralık 2011
BU YAZI...
4270 Okunma.
30 Kasım 2011
DEPREMZEDEYE KONUT TAHSİS EDENLER
4242 Okunma.
15 Kasım 2011
kMM VE...
3970 Okunma.
14 Kasım 2011
ARİFE, AREFE
4862 Okunma.
11 Kasım 2011
HAVŞERİ İÇİN HAYDİ ZEY'E!
4437 Okunma.
07 Kasım 2011
KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL
4569 Okunma.
31 Ekim 2011
TÖREN İPTALİ
4649 Okunma.
27 Ekim 2011
2006'DAN 2011'E DOĞALGAZ
4753 Okunma.
24 Ekim 2011
TERÖR VE GELİŞMELER
4697 Okunma.
27 Eylül 2011
BU İNSANLAR DA BİZİM
4613 Okunma.
23 Eylül 2011
DEMİRYOLU İÇİN HAYDİ
4547 Okunma.
21 Eylül 2011
YERE DÜŞMEKLE CEVHER..
3844 Okunma.
19 Eylül 2011
PİRİN PALAS
7176 Okunma.
08 Eylül 2011
EMNİYET KEMERİ Mİ KOLTUK DEĞNEĞİ Mİ
4617 Okunma.
29 Ağustos 2011
SIRA DIŞI BİR BAKAN GELDİ…
4592 Okunma.
24 Ağustos 2011
KÖKÜNÜ ARAYAN ÇINAR
5105 Okunma.
20 Ağustos 2011
ÇORBA PARASI!...
3902 Okunma.
18 Ağustos 2011
ÇELİKHAN HALKINDAN YOĞUN DESTEK…
4854 Okunma.
17 Ağustos 2011
ÇELİKHAN, ÇELİKHAN, ÇELİKHAN!..
5022 Okunma.
16 Ağustos 2011
GÖNÜL İNSANI
4808 Okunma.
15 Ağustos 2011
POST KAVGASIYMIŞ MEĞERSE?
4758 Okunma.
12 Ağustos 2011
MINDARA DOLAM DOLAM
4952 Okunma.
12 Ağustos 2011
İL OLMAMIZI İSTEMEYEN
4469 Okunma.
20 Temmuz 2011
TERÖRLE MÜCADELEDE HATA MI YAPIYORUZ?
4683 Okunma.
13 Temmuz 2011
DÜĞÜN EVİ Mİ ÖLÜM EVİ Mİ?
4625 Okunma.
15 Haziran 2011
REKTÖR GÖNÜLLÜ'NÜN TOPLANTISI..
4735 Okunma.
09 Haziran 2011
GÜÇLÜ TÜRKİYE GÜÇLÜ ORDU
4772 Okunma.
07 Haziran 2011
YEMİN KRİZİ VE MOTOR YAKMAM
4562 Okunma.
16 Mayıs 2011
GÜLE GÜLE..
4139 Okunma.
07 Mayıs 2011
ANNECİĞİM BİRAZ DA BİZİMLE GÖRÜŞME YAP
4529 Okunma.
20 Aralık 2010
ZEMZEM VE İLAHİ SIRLAR?
5472 Okunma.
16 Aralık 2010
HAMAMA MI GİTTİNİZ BE HEY GAFİLLER?
4758 Okunma.
10 Aralık 2010
TARAF OLMAYAN BERTARAF OLUR
4962 Okunma.
22 Kasım 2010
SUÇLUYU KAZIRSAK ALTINDA NE ÇIKAR?
4523 Okunma.
29 Ekim 2010
AVUKAT TAYLAN 3
4847 Okunma.
28 Ekim 2010
AVUKAT TAYLAN..2
4362 Okunma.
26 Ekim 2010
AVUKAT TAYLAN...
3845 Okunma.
28 Eylül 2010
ADIYAMAN'DA Kİ GAZZE..
4714 Okunma.
28 Eylül 2010
İMAMLAR'A AÇIKLAMA..
4803 Okunma.
12 Mayıs 2010
ÜÇ KURUŞLUK İNSANLAR
5556 Okunma.
10 Mayıs 2010
BÖYLE KOMUTANLAR DA VAR
5103 Okunma.
10 Nisan 2010
ADIYAMAN'DA Kİ GAZZE...
4802 Okunma.
10 Ocak 2010
BI YARA İKİ YILDIR..
3826 Okunma.
Haber Yazılımı