Yazı Detayı
25 Ekim 2013 - Cuma 09:57 Bu yazı 3922 kez okundu
 
MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?
MUSTAFA IŞILDAK
mustafaısıldak@hotmail.com
 
 

        

         MÜTEAHHİT DEĞİLİZ DİYE Mİ?

 

Geçenlerde köşe yazısında ifade ettiğimiz atık kâğıtların geri dönüşümü konusuna ilgisiz kalan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden hiçbir “geri dönüşüm!” gelmezken Edebiyatçı Yazar Sefer Akgül öğretmen, Ağaç ve Ötesi, başlıklı aşağıdaki dört sayfalık cevabi maili göndermiş. Sağ olsun…

Anılan müdürlükten bu kez de TIK gelmezse bir vatandaş olarak dilekçe ile resmen başvuracağım ve bağlı olduğu bakanlığı da bilgilendireceğim galiba…

         Bu müdürlükten cevap almak için mutlaka müteahhit mi olmak gerekiyor yoksa?

         Şimdi maili birlikte okuyalım:

 

“İlahi Mustafa ağabey,” Pirinç tanesi” başlıklı yazınıza dair gönderdiğim mesajımı ikinci bir yazıda ana malzeme olarak kullanmış ve ikinci bir fasıl açmışsınız. Kâğıttan ağaca, ağaçtan kâğıda doğru ruh dünyamda fırtınalar estirecek bir kapıyı açtınız benim için.

      Bir düşünürün güzel bir sözü vardır.”Gülün kokusu, onun ibadetidir” diye. Gerçekten de öyledir. Ağaçlar güller gibi değildir. Gül gibi, çiçek gibi narin ve estetik harikası varlıklara göre ağaç biraz daha kaba gibi durur ama onlara göre çok daha donanımlı ve kompleks varlıklardır. Ağaçlar, çiçek/ yaprak açmak, meyve vermek, oksijen üretmek başta olmak üzere yüzlerce misyonu ifa ederler. Bunların hepsi bir yana sadece gölge salarak bile ibadetlerini yaparlar. Köklerinden yapraklarına kadar hepsi Allah’ın yarattığı mucize diyebileceğimiz birer fabrika gibidirler. Her biri Allah’ın kudretini, rahmetini gösteren birer ayettirler. Tabii okuyabilenlere… Kökleri adeta Bismillah diyerek sert kayayı, taşı deler ve Hz. Musa’nın asası gibi olur. Yaprakları en sıcak kavurucu sıcaklarda bile yaş ve nemli kalır. Adeta ateşte yanmayan Hz. İbrahim a.s. mucizesinin gözle görünen bir misalini bizlere sunar. Ha Kuran’da İbrahim peygamberle, Musa peygamberle ilgili ayetleri okumuşsunuz ha ağacı, fark etmez.

     Bir evin bahçesindeki, bir sokaktaki, caddedeki, bir okulun ya da caminin bitişiğinde ağaçları düşünün. Hastane önünde incir ağacını düşünün. Onların yokluğunda o ev, o sokak, o cadde, o cami veya okul ne kadar da boş ve anlamsız gelir bilir misiniz?

    İnsanoğlu maddeyi ve varlıkları zaman ve mekân boyutlarıyla birlikte algılar. Zamansız ve mekânsız düşünemeyiz. Ağaç hem zamanı, hem mekânı yaşatan varlıktır. Bir ağacın kesilmesi, eksilmesi halinde hayatımızdaki zamanın ve mekânın da yok olduğunu görürüz. Evimizin avlusundaki bir ağacın kesilmesi halinde sanki evden bir ölü çıkmış, bir aile ferdini yitirmiş gibi oluruz. Öylesine hüzünlü bir boşluk…

       Küçükken bir fidan, büyükken meyve veren bir ağaç sanki çocukluk ve gençlik devremizin metaforudur. İhtiyar bir ağaç ise, ihtiyarlığın ve ölümün mazmunu, simgesi olmuştur. Bizimle özdeşleşir. Birçok mekânı yanı başında ağaçla birlikte algılarız. Ve her ağacın bir kişiliği, kimliği vardır. Mesela defne ağacı Roma imparatorluğunun simgesi olmuştur. Çınar ağacı bize koca bir Osmanlı imparatorluğunu hatırlatır. Veya İstanbul’daki Selâtin camileri gibidirler. Ağaçlar içinde çınar bir Sultanahmet, bir Selimiye gibi haşmetlidir. 

       Ağabey sen hatırlarsın, orta yaş kuşağında olan herkes de hatırlar Ayrancı pazarında muhteşem dut ağacı vardı. Şimdi yok. Onunla beraber birçok şey de yok oldu, buhar oldu uçtu. Ona balta vuran uğursuz eller onunla beraber hepimizin dünyasına balta vurdu aslında… Eskisaray Camisi’nin avlusundaki bilmem kaç yüz yıllık çınar hoyratça, bilinçsizce budandığından neredeyse kuruyacaktı. O çınarın yokluğunda nelerin yok olduğunu göreceğiz. Allah korusun…

Küçükken dallarına çıkıp oynadığımız ağaç ana gibidir. Ağaçlar ana gibi kollarıyla bizleri sararlar. Onların dallarına sarıldığımızda annemize sarılmış gibi olurduk. Öylesine şefkatlidirler. Acımasızca taşlarız, meyvelerini koparırız, dallarını / kollarını keseriz. Ama o yinede bizlere kucağını açar her zaman… Ağaçlar bazen baba gibidirler. Dondurucu kış aylarında, soğuk, deli rüzgârlara karşı direnirler. Yaprakları dökülmüş olsa da gelecek baharı ümitle beklerler. Babalar da öyledir. Çalışıp çabalarlar bizim için. Ağaçlar ayakta ölürler ağabey. Eğer biri gövdesine balta vurmazsa. Babalar da hayat yolunda çocukları için didinip dururken ayakta ölürler. Eğer evladından, yakınından bir darbe yemezse ayakta ölürler babalar.

      Bir ağaç gibi yalnız ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine diyen Nazım Hikmet, ormanı ve ağacı ne güzel anlatır.”Başım köpük köpük duman, içim dışım deniz. Gövdem şerha şerha …”Ben bin ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Budak budak, şerha şerha ihtiyar bir ceviz… Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında...” derken bahsettiği ceviz ağaçları olmasa acaba Gülhane parkı park olabilir miydi?

      Ağaçlar şiirlerin en temel malzemesidir. Baharda çiçek açmış bir ağaç ya da ağaçlar gurubu estetik olarak birer şiir gibidirler. Yağmur yağdığında yağmur tanelerinin iplik iplik, damla damla toprağa doğru süzülmeleri de şiir gibidir. Kar manzaralarını çok daha muhteşem hale getiren unsur, ağaç dallarının kırılacakmışçasına karla kaplanması değil midir? Ağaç dallarının ve yapraklarının rüzgârlardaki takırtısı, hışırtısı ve o hışırtıya eklenen cırcır böceklerinin cırıltısı, kuş seslerinin cıvıltısı öyle bir orkestra ziyafeti çeker ki kulaklarımıza ve ruhlarımıza değme senfoni orkestraları yanında ya çok cılız veya çok gürültülü baş ağrıtan bir ses kaosu olarak kalır.

       Ağaç kurtların, kuşların, börtü böceklerin de sığınağıdır. Sadece yapraklarından salgıladığı şekerimsi, yapışkan bir sıvı nice nice böceklere, sineklere ana sütü gibidir. Onlara analık ve dayelik yaparlar. Ama çoğumuz bilmeyiz bunları.

    

DOĞARKEN AĞAÇ, ÖLÜRKEN AĞAÇ…

Yine doğduğumuzda ağaçtan yapılmış beşikte büyütülürüz. Öldüğümüzdü ağaçtan yapılmış tabutla gömülürüz. Hayatımızın her sahnesinde ağaç yer alır. Plastik medeniyetinin talihsiz çocukları bunları bilemez. Hani Pir Sultan Abdal’ın: Nurdandır Kâbe eşiği / Cihanı tuttuğu ışığı / Hasan Hüseynin beşiği / O da yine ağaçtandır…” dediği gibi. Ağacın en ölü, en kaba hali olan kütük bile hayata anlam katar. Eskiden Adıyaman’da analarımız et kütüğünde az mı et dövdüler, ciğer doğradılar. Çul, kilim yıkarken tokaç elimizden düşmezdi. Abanoz’dan çekmeceler, ceviz’den çeyiz sandıklarının evlerimize kimlik veren, hane halkına ayırt edici kişilik katan o esrarengiz kokuları, tahta döşemelerdeki harita, kroki misal dalgalı /halkalı çizgiler çocukluğumuzun içinde hayaller kurarak dolaştığı esrarengiz labirentler unutulur mu? 

     Kütük demişken hatırladım. Peygamberimiz efendimiz bir gün mescidine hutbe okumak için minber yaptırmış, o güne dek üzerinde hutbe okuduğu hurma ağacı kütüğünü bir kenara koymuşlar. Bu ayrılık üzerine hurma kütüğü inim inim inleyerek hazin sesler çıkarmış ve ağlamıştır. Bunu cemaatin tümü işitip görmüş ve efendimiz o kütüğe sarılıp, cennette de beraber olacaklarını söyleyerek onu teskin etmiştir. Ancak o zaman ağlamasını kesmiştir hurma kütüğü. Kanaatimce tüm kütükler ondan geri değildir. Hepsi de kendi özel lisanıyla (own tong) hisseder, düşünür, ağlar ve görürler.

Ama ben Mustafa ağabey yıllar önce görev yaptığım bir köyde kin ve husumetten dolayı bir köylünün göz gibi bakarak büyüttüğü fidanlarının bir gecede köklerinden kesildiğini gözlerimde gördüm. Ağaç cenazelerinin halini görmeliydin… Özal döneminde teşvik furyasından yararlanmak için meyve suyu fabrikası yapacağım diye meyve fidanları dikip paraları bankadan çektikten sonra bir daha ağaçlara bakmayan hatta onları kurutan üçkâğıtçıları iyi bilirim. Erdoğan döneminde zeytin üreticiliğini teşvik için verilecek milyarları kapmak için binlerce fidan dikip sayısına göre devletten para çeken sonra da onları tek tek söküp atan ağaç katillerini bir ben değil dünya âlem biliyor. Bunların katilden ne farkları var?

Geçen gün 8.sınıfta” Toprak cansız değildir. Bir avuç toprakta milyonlarca faydalı bakteri ve organizma var. Anız yaktığınızda bu faydalı hayvanları öldürüyorsunuz.”dediğimde çocukların ağzı açık kaldı. Bunların babaları, amcaları da bilmez veya bilirler ama işlerine gelmez. Her sene onca uyarıya ve cezaya rağmen yine de anız yakılır. İnanın Adıyaman’ın çevresindeki tarlalarda yakılan anızlardan merkezdeki evimin balkonuna yüzlerce yanık saman parçaları uçuşarak geliyorlar. Ve ben bunları görünce açık söyleyeyim lanet okuyorum anız yakanlara. İntikam için orman yakanları, ekin yakanları saymıyorum daha. Feci örnek çok ağabey… Bütün bunları yapan insanlarla aynı caddede yürümekten, aynı havayı solumaktan, orada burada karşılaşmaktan nefret ediyorum. Mustafa ağabey bir düşünün… Biz,  dışı insan içi canavar bu tür insanlarla bir aradayız. Peygamberimiz efendimiz “Biriniz biraz sonra kıyamet kopacağını bilse yine de elindeki fidanı diksin.” buyurmuştur. Biz ki O’na Peygamberimiz diye iman etmişiz. Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Sonra da orman yakmada, ağaç kesmede, yeşil alanları beton yığınlarına çevirmede dünya milletleri içinde en birinci sıraya yerleşiyoruz. İyi mi? Yakışıyor değil mi?

Mustafa ağabey söz uzadı. Kâğıt katliamını da sonra yazarım. Şimdilik kal sağlıcakla.”

        

Okurumuz Sefer Akgül’ün maili burada bitiyor. Bakalım Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün gelebilecek maili nasıl bitecek? 

 

         Mustafa Işıldak www.mustafaiisldak.com.tr

         0532–422 95 28 m.isildak02@gmail.com

         Adıyaman’da Bugün Gazetesi 19.10.2013

 

     

   

      

 

Geçenlerde köşe yazısında ifade ettiğimiz atık kâğıtların geri dönüşümü konusuna ilgisiz kalan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden hiçbir “geri dönüşüm!” gelmezken Edebiyatçı Yazar Sefer Akgül öğretmen, Ağaç ve Ötesi, başlıklı aşağıdaki dört sayfalık cevabi maili göndermiş. Sağ olsun…

Anılan müdürlükten bu kez de TIK gelmezse bir vatandaş olarak dilekçe ile resmen başvuracağım ve bağlı olduğu bakanlığı da bilgilendireceğim galiba…

         Bu müdürlükten cevap almak için mutlaka müteahhit mi olmak gerekiyor yoksa?

         Şimdi maili birlikte okuyalım:

 

“İlahi Mustafa ağabey,” Pirinç tanesi” başlıklı yazınıza dair gönderdiğim mesajımı ikinci bir yazıda ana malzeme olarak kullanmış ve ikinci bir fasıl açmışsınız. Kâğıttan ağaca, ağaçtan kâğıda doğru ruh dünyamda fırtınalar estirecek bir kapıyı açtınız benim için.

      Bir düşünürün güzel bir sözü vardır.”Gülün kokusu, onun ibadetidir” diye. Gerçekten de öyledir. Ağaçlar güller gibi değildir. Gül gibi, çiçek gibi narin ve estetik harikası varlıklara göre ağaç biraz daha kaba gibi durur ama onlara göre çok daha donanımlı ve kompleks varlıklardır. Ağaçlar, çiçek/ yaprak açmak, meyve vermek, oksijen üretmek başta olmak üzere yüzlerce misyonu ifa ederler. Bunların hepsi bir yana sadece gölge salarak bile ibadetlerini yaparlar. Köklerinden yapraklarına kadar hepsi Allah’ın yarattığı mucize diyebileceğimiz birer fabrika gibidirler. Her biri Allah’ın kudretini, rahmetini gösteren birer ayettirler. Tabii okuyabilenlere… Kökleri adeta Bismillah diyerek sert kayayı, taşı deler ve Hz. Musa’nın asası gibi olur. Yaprakları en sıcak kavurucu sıcaklarda bile yaş ve nemli kalır. Adeta ateşte yanmayan Hz. İbrahim a.s. mucizesinin gözle görünen bir misalini bizlere sunar. Ha Kuran’da İbrahim peygamberle, Musa peygamberle ilgili ayetleri okumuşsunuz ha ağacı, fark etmez.

     Bir evin bahçesindeki, bir sokaktaki, caddedeki, bir okulun ya da caminin bitişiğinde ağaçları düşünün. Hastane önünde incir ağacını düşünün. Onların yokluğunda o ev, o sokak, o cadde, o cami veya okul ne kadar da boş ve anlamsız gelir bilir misiniz?

    İnsanoğlu maddeyi ve varlıkları zaman ve mekân boyutlarıyla birlikte algılar. Zamansız ve mekânsız düşünemeyiz. Ağaç hem zamanı, hem mekânı yaşatan varlıktır. Bir ağacın kesilmesi, eksilmesi halinde hayatımızdaki zamanın ve mekânın da yok olduğunu görürüz. Evimizin avlusundaki bir ağacın kesilmesi halinde sanki evden bir ölü çıkmış, bir aile ferdini yitirmiş gibi oluruz. Öylesine hüzünlü bir boşluk…

       Küçükken bir fidan, büyükken meyve veren bir ağaç sanki çocukluk ve gençlik devremizin metaforudur. İhtiyar bir ağaç ise, ihtiyarlığın ve ölümün mazmunu, simgesi olmuştur. Bizimle özdeşleşir. Birçok mekânı yanı başında ağaçla birlikte algılarız. Ve her ağacın bir kişiliği, kimliği vardır. Mesela defne ağacı Roma imparatorluğunun simgesi olmuştur. Çınar ağacı bize koca bir Osmanlı imparatorluğunu hatırlatır. Veya İstanbul’daki Selâtin camileri gibidirler. Ağaçlar içinde çınar bir Sultanahmet, bir Selimiye gibi haşmetlidir. 

       Ağabey sen hatırlarsın, orta yaş kuşağında olan herkes de hatırlar Ayrancı pazarında muhteşem dut ağacı vardı. Şimdi yok. Onunla beraber birçok şey de yok oldu, buhar oldu uçtu. Ona balta vuran uğursuz eller onunla beraber hepimizin dünyasına balta vurdu aslında… Eskisaray Camisi’nin avlusundaki bilmem kaç yüz yıllık çınar hoyratça, bilinçsizce budandığından neredeyse kuruyacaktı. O çınarın yokluğunda nelerin yok olduğunu göreceğiz. Allah korusun…

Küçükken dallarına çıkıp oynadığımız ağaç ana gibidir. Ağaçlar ana gibi kollarıyla bizleri sararlar. Onların dallarına sarıldığımızda annemize sarılmış gibi olurduk. Öylesine şefkatlidirler. Acımasızca taşlarız, meyvelerini koparırız, dallarını / kollarını keseriz. Ama o yinede bizlere kucağını açar her zaman… Ağaçlar bazen baba gibidirler. Dondurucu kış aylarında, soğuk, deli rüzgârlara karşı direnirler. Yaprakları dökülmüş olsa da gelecek baharı ümitle beklerler. Babalar da öyledir. Çalışıp çabalarlar bizim için. Ağaçlar ayakta ölürler ağabey. Eğer biri gövdesine balta vurmazsa. Babalar da hayat yolunda çocukları için didinip dururken ayakta ölürler. Eğer evladından, yakınından bir darbe yemezse ayakta ölürler babalar.

      Bir ağaç gibi yalnız ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine diyen Nazım Hikmet, ormanı ve ağacı ne güzel anlatır.”Başım köpük köpük duman, içim dışım deniz. Gövdem şerha şerha …”Ben bin ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Budak budak, şerha şerha ihtiyar bir ceviz… Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında...” derken bahsettiği ceviz ağaçları olmasa acaba Gülhane parkı park olabilir miydi?

      Ağaçlar şiirlerin en temel malzemesidir. Baharda çiçek açmış bir ağaç ya da ağaçlar gurubu estetik olarak birer şiir gibidirler. Yağmur yağdığında yağmur tanelerinin iplik iplik, damla damla toprağa doğru süzülmeleri de şiir gibidir. Kar manzaralarını çok daha muhteşem hale getiren unsur, ağaç dallarının kırılacakmışçasına karla kaplanması değil midir? Ağaç dallarının ve yapraklarının rüzgârlardaki takırtısı, hışırtısı ve o hışırtıya eklenen cırcır böceklerinin cırıltısı, kuş seslerinin cıvıltısı öyle bir orkestra ziyafeti çeker ki kulaklarımıza ve ruhlarımıza değme senfoni orkestraları yanında ya çok cılız veya çok gürültülü baş ağrıtan bir ses kaosu olarak kalır.

       Ağaç kurtların, kuşların, börtü böceklerin de sığınağıdır. Sadece yapraklarından salgıladığı şekerimsi, yapışkan bir sıvı nice nice böceklere, sineklere ana sütü gibidir. Onlara analık ve dayelik yaparlar. Ama çoğumuz bilmeyiz bunları.

    

DOĞARKEN AĞAÇ, ÖLÜRKEN AĞAÇ…

Yine doğduğumuzda ağaçtan yapılmış beşikte büyütülürüz. Öldüğümüzdü ağaçtan yapılmış tabutla gömülürüz. Hayatımızın her sahnesinde ağaç yer alır. Plastik medeniyetinin talihsiz çocukları bunları bilemez. Hani Pir Sultan Abdal’ın: Nurdandır Kâbe eşiği / Cihanı tuttuğu ışığı / Hasan Hüseynin beşiği / O da yine ağaçtandır…” dediği gibi. Ağacın en ölü, en kaba hali olan kütük bile hayata anlam katar. Eskiden Adıyaman’da analarımız et kütüğünde az mı et dövdüler, ciğer doğradılar. Çul, kilim yıkarken tokaç elimizden düşmezdi. Abanoz’dan çekmeceler, ceviz’den çeyiz sandıklarının evlerimize kimlik veren, hane halkına ayırt edici kişilik katan o esrarengiz kokuları, tahta döşemelerdeki harita, kroki misal dalgalı /halkalı çizgiler çocukluğumuzun içinde hayaller kurarak dolaştığı esrarengiz labirentler unutulur mu? 

     Kütük demişken hatırladım. Peygamberimiz efendimiz bir gün mescidine hutbe okumak için minber yaptırmış, o güne dek üzerinde hutbe okuduğu hurma ağacı kütüğünü bir kenara koymuşlar. Bu ayrılık üzerine hurma kütüğü inim inim inleyerek hazin sesler çıkarmış ve ağlamıştır. Bunu cemaatin tümü işitip görmüş ve efendimiz o kütüğe sarılıp, cennette de beraber olacaklarını söyleyerek onu teskin etmiştir. Ancak o zaman ağlamasını kesmiştir hurma kütüğü. Kanaatimce tüm kütükler ondan geri değildir. Hepsi de kendi özel lisanıyla (own tong) hisseder, düşünür, ağlar ve görürler.

Ama ben Mustafa ağabey yıllar önce görev yaptığım bir köyde kin ve husumetten dolayı bir köylünün göz gibi bakarak büyüttüğü fidanlarının bir gecede köklerinden kesildiğini gözlerimde gördüm. Ağaç cenazelerinin halini görmeliydin… Özal döneminde teşvik furyasından yararlanmak için meyve suyu fabrikası yapacağım diye meyve fidanları dikip paraları bankadan çektikten sonra bir daha ağaçlara bakmayan hatta onları kurutan üçkâğıtçıları iyi bilirim. Erdoğan döneminde zeytin üreticiliğini teşvik için verilecek milyarları kapmak için binlerce fidan dikip sayısına göre devletten para çeken sonra da onları tek tek söküp atan ağaç katillerini bir ben değil dünya âlem biliyor. Bunların katilden ne farkları var?

Geçen gün 8.sınıfta” Toprak cansız değildir. Bir avuç toprakta milyonlarca faydalı bakteri ve organizma var. Anız yaktığınızda bu faydalı hayvanları öldürüyorsunuz.”dediğimde çocukların ağzı açık kaldı. Bunların babaları, amcaları da bilmez veya bilirler ama işlerine gelmez. Her sene onca uyarıya ve cezaya rağmen yine de anız yakılır. İnanın Adıyaman’ın çevresindeki tarlalarda yakılan anızlardan merkezdeki evimin balkonuna yüzlerce yanık saman parçaları uçuşarak geliyorlar. Ve ben bunları görünce açık söyleyeyim lanet okuyorum anız yakanlara. İntikam için orman yakanları, ekin yakanları saymıyorum daha. Feci örnek çok ağabey… Bütün bunları yapan insanlarla aynı caddede yürümekten, aynı havayı solumaktan, orada burada karşılaşmaktan nefret ediyorum. Mustafa ağabey bir düşünün… Biz,  dışı insan içi canavar bu tür insanlarla bir aradayız. Peygamberimiz efendimiz “Biriniz biraz sonra kıyamet kopacağını bilse yine de elindeki fidanı diksin.” buyurmuştur. Biz ki O’na Peygamberimiz diye iman etmişiz. Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Sonra da orman yakmada, ağaç kesmede, yeşil alanları beton yığınlarına çevirmede dünya milletleri içinde en birinci sıraya yerleşiyoruz. İyi mi? Yakışıyor değil mi?

Mustafa ağabey söz uzadı. Kâğıt katliamını da sonra yazarım. Şimdilik kal sağlıcakla.”

        

Okurumuz Sefer Akgül’ün maili burada bitiyor. Bakalım Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün gelebilecek maili nasıl bitecek? 

 

         Mustafa Işıldak www.mustafaiisldak.com.tr

         0532–422 95 28 m.isildak02@gmail.com

         Adıyaman’da Bugün Gazetesi 19.10.2013

 

     

   

      

 
Etiketler: MÜTEAHHİT, DEĞİLİZ, DİYE,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
18 Eylül 2020
Konu: Kenevir ekim izni verilmesi.
31 Okunma.
15 Temmuz 2020
İSTİKBAL KÖK’LERDEDİR…
99 Okunma.
14 Temmuz 2020
Yirmi bir kez Allah rahmet etsin…
63 Okunma.
04 Nisan 2020
BİR EKMEĞE SİGORTA
186 Okunma.
14 Kasım 2018
Çiğköfte Festivali Ve Turizim
2642 Okunma.
29 Aralık 2016
15 Temmuz Ve Başkan Dimez
2496 Okunma.
09 Eylül 2016
NEREDEN NEREYE…?
4527 Okunma.
01 Ağustos 2016
BEŞTEPE’YE SEVİNDİM, KÂHTA’YA ÜZÜLDÜM!
4813 Okunma.
26 Temmuz 2016
Darbe Başarıya Ulaşsa idi?
3055 Okunma.
04 Ağustos 2014
ŞÜKRET ARKADAŞIM…
4058 Okunma.
25 Temmuz 2014
YAKIŞIYOR MU SAYIN İSLAM BAKAN’IM?
10136 Okunma.
23 Temmuz 2014
İYİ Kİ VARSINIZ!
3563 Okunma.
22 Temmuz 2014
NASIL YAZIYORUM?
3840 Okunma.
21 Temmuz 2014
BU KADAR DA OLMAZ!
3539 Okunma.
17 Temmuz 2014
SÜMEREVLERİ ÖĞRENCİ YURDU–3
3682 Okunma.
17 Temmuz 2014
RAMAZAN FESTİVALLERİ BİTTİ!
3686 Okunma.
15 Temmuz 2014
YİNE İNTİHAR…
10070 Okunma.
14 Temmuz 2014
ELAZIĞ-MALATYA-ADIYAMAN-TORBALI
3950 Okunma.
11 Temmuz 2014
KOKAN ÖLÜLER
3639 Okunma.
10 Temmuz 2014
BEŞPINAR-BELEŞPINAR(!)-ANIZ
3788 Okunma.
08 Temmuz 2014
İMAR PLANI VE SATRANÇ
3652 Okunma.
07 Temmuz 2014
KANUNİ VE KARINCA…
10776 Okunma.
04 Temmuz 2014
A.MİRZA İNAK VE HAVUZA ÇİŞ YAPMAK
4687 Okunma.
01 Temmuz 2014
KONUT KİRALARI VE İMARDAKİ KAT ADETLERİ
3697 Okunma.
30 Haziran 2014
Bir tıkla ÜCRETSİZ yardım…
9919 Okunma.
29 Haziran 2014
BEN ÖZÜR DİLİYORUM…
11523 Okunma.
29 Haziran 2014
PARAYLA TAZİYE ZİYARETİ
3790 Okunma.
24 Haziran 2014
BELEDİYENİN BELEŞ OTOPARKI…
9900 Okunma.
03 Haziran 2014
DÜNDEN BUGÜNE VE FADIL BİNZET
4173 Okunma.
28 Mayıs 2014
HİZMETLİYE DE PLAKET VERİLİR
3934 Okunma.
28 Mayıs 2014
HAYDİ, ESNAF KARDEŞİM İSTANBUL’A…
8802 Okunma.
09 Mayıs 2014
BALIK BAŞTAN KOKMAZ MI?
4370 Okunma.
06 Mayıs 2014
ESENTEPE TOKİ’DE BORÇ VE GASP?
11372 Okunma.
01 Mayıs 2014
BU KUŞAĞI DA BELİMİZE KİM SARDI?
3777 Okunma.
28 Ocak 2014
BU GÜN ANNELER GÜNÜ!
4109 Okunma.
28 Ocak 2014
BUGÜN ANNELER GÜNÜ-2
3984 Okunma.
08 Ocak 2014
SEN AĞLAMA ÖMER AMCA!
4529 Okunma.
12 Aralık 2013
BAŞKAN ADAYI KUTLU VE YANSIMALAR
4290 Okunma.
14 Kasım 2013
VAH… VAH… KOMUTANA ÜZÜLDÜM!
4533 Okunma.
07 Kasım 2013
DİLENEN SURİYELİLER?
4255 Okunma.
07 Kasım 2013
MEVZUAT HAZRETLERİ!
3919 Okunma.
07 Kasım 2013
BİLGİSAYAR VE İMAN
4027 Okunma.
28 Ekim 2013
LÜTFEN KOKLAR MISINIZ!
3882 Okunma.
22 Ekim 2013
BU NASIL DEMOKRATLIK?
4005 Okunma.
02 Ekim 2013
Gül Gibi Akgül'den Mesaj Var
3701 Okunma.
30 Eylül 2013
Bir Pirinç Tanesi..
3274 Okunma.
25 Eylül 2013
İzmir'den Ses Var
3756 Okunma.
18 Eylül 2013
Ağlarsan Seni Polise Veririm
3875 Okunma.
26 Haziran 2013
Haydi Ankara Akm'ye..
4919 Okunma.
18 Haziran 2013
Ali Amcalar Gerek..
3272 Okunma.
18 Haziran 2013
Beş Dakika..
4632 Okunma.
11 Haziran 2013
Tayyip'i Yedirmeyiz...
4387 Okunma.
10 Haziran 2013
Hemşerilerim Hoşgelmişsiniz...
3195 Okunma.
06 Haziran 2013
Adımız Adımmülayim Olsun
3963 Okunma.
03 Haziran 2013
Ömer Bin Abdulkaziz
3968 Okunma.
03 Haziran 2013
Ekremler Nasıl Kurtulur
3944 Okunma.
10 Mayıs 2013
Sümerevleri Öğrenci Yurdu 1
3838 Okunma.
10 Mayıs 2013
Sümerevleri Öğrenci Yurdu 2
4527 Okunma.
25 Nisan 2013
Dualarla Güle Güle..
3778 Okunma.
11 Nisan 2013
Zaman, Adıyaman Ve Vali Demirtaş
4026 Okunma.
25 Mart 2013
Mutlu Olmak
3912 Okunma.
28 Şubat 2013
Şöför Amca..!
3540 Okunma.
21 Şubat 2013
Stk'lar Ve Gönüllülük
4837 Okunma.
01 Şubat 2013
Bakın Çocuklar Ne İstiyor?
3898 Okunma.
14 Ocak 2013
Zemzem'in Yeni Sırları
4831 Okunma.
23 Kasım 2012
Boşanmalar ve aile Hekimliği 1
4423 Okunma.
22 Kasım 2012
12 Eylül Namazdaki İmamı Bile Şaşırtırsa?
3796 Okunma.
21 Kasım 2012
Hilmi Şahballı ve Adıyaman…
4687 Okunma.
21 Kasım 2012
Adıyamanlılık Böyle(mi) Olur
4059 Okunma.
21 Kasım 2012
Son Kat Üvey Evlat
4091 Okunma.
12 Kasım 2012
Atatürk Ve Din
3993 Okunma.
31 Ekim 2012
Kim Bu Acemi (!) Milletvekili
4373 Okunma.
30 Ekim 2012
Doğalgaz Bağlantı Ücretleri Fazla mı Alındı?
4402 Okunma.
19 Ekim 2012
Zalim Yazı
4208 Okunma.
28 Eylül 2012
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz..!
3439 Okunma.
24 Eylül 2012
Vali Demirtaş Ve Sığınmacılar..
3187 Okunma.
17 Eylül 2012
Yeni Şeyler 1
3969 Okunma.
05 Eylül 2012
Eski Vali - Yeni Vali..
3582 Okunma.
03 Eylül 2012
“ASLAN” HÜSEYİN ASLAN…
4711 Okunma.
03 Eylül 2012
SABAH NAMAZINDA ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK
4161 Okunma.
27 Ağustos 2012
Artık Yeni Şeyler Söylemek Lazım
4027 Okunma.
17 Ağustos 2012
Kimsesizlik..
3590 Okunma.
15 Ağustos 2012
Ramazan Festivalleri!
3999 Okunma.
09 Ağustos 2012
Sen Ağlama Mehmet Amca
4307 Okunma.
01 Ağustos 2012
Kulak Kesilmesine İçin Kulak Verelim 2
4041 Okunma.
24 Temmuz 2012
Baharla Gelen Haşir (Ö.S.DİRİLME) Hakikati-1
4219 Okunma.
19 Temmuz 2012
Komşu Duası
4747 Okunma.
15 Temmuz 2012
Hey Ya Rabbi..
3417 Okunma.
03 Temmuz 2012
ÜNİVERSİTE VE MEŞRUTİYET
4611 Okunma.
25 Haziran 2012
Hani Ayırımcılık Olmayacaktı?
4159 Okunma.
04 Haziran 2012
Süemerbank Parkı, Söylenenler, Tescillenenler
4026 Okunma.
03 Haziran 2012
ÖLÜRSE GİDERİZ
4176 Okunma.
01 Haziran 2012
ESKİ(MEZ) BİR DANIŞMANIN SEVDASI...
3445 Okunma.
28 Mayıs 2012
Halkın Kandil Mesajları
4464 Okunma.
24 Mayıs 2012
Cumhurbaşkanı Ziyareti Ve Zaman
4178 Okunma.
16 Mayıs 2012
Gül'e Sahip Çıkayım Derken..
4765 Okunma.
15 Mayıs 2012
Valilik Büyükaslan Savaşı
4279 Okunma.
08 Mayıs 2012
Eko Adıyaman Basını
4277 Okunma.
03 Mayıs 2012
ŞER DÜŞÜNÜLEN ŞEY HAYIR OLDU
4328 Okunma.
23 Nisan 2012
Üniversiteyi 40 Yaşında ki Temizleyemez mi?
4079 Okunma.
16 Nisan 2012
Ben mi Biz mi?
4100 Okunma.
02 Nisan 2012
Cepler Dikilsin
4351 Okunma.
01 Nisan 2012
VEKİL DANIŞMANI MAAŞ ARTIŞI…
4770 Okunma.
28 Mart 2012
Hukuk Fakültesine Koşar Adım
4620 Okunma.
29 Şubat 2012
VERGİ KAÇIRMAK=ADAM ÖLDÜRMEK
4194 Okunma.
28 Şubat 2012
NE SÖYLEYECEKTİM
4245 Okunma.
28 Şubat 2012
ÇİNGENE
4610 Okunma.
22 Şubat 2012
HUKUK FAKÜLTESİNE DOĞRU…
4317 Okunma.
17 Şubat 2012
HANGİSİ YANLIŞ?
3932 Okunma.
03 Şubat 2012
İNGİLİZ POLİSİ OLSAYDI ÖLÜRLER MİYDİ?
3976 Okunma.
01 Şubat 2012
TCK’YI ELLE YAZMA CEZASI…
4449 Okunma.
30 Ocak 2012
SUÇLULARDAN UZAK DURMAYIN
4129 Okunma.
27 Ocak 2012
BU SABAH YENİDEN DOĞDUM…
4353 Okunma.
26 Ocak 2012
ABD'DEN ŞOK RAPOR
4917 Okunma.
25 Ocak 2012
MİLLETVEKİLİ YETİŞ’TEN MESAJ VAR…
4452 Okunma.
24 Ocak 2012
AİLE POLİSİ PROJESİ
4304 Okunma.
18 Ocak 2012
10 OCAK VE GAZETECİ DERNEKLERİ
4325 Okunma.
17 Ocak 2012
UYKUDAN UYAN EY ADIYAMAN
4170 Okunma.
16 Ocak 2012
SEBAHAT TUNCEL, TOKAT VE MEDYA…
4428 Okunma.
13 Ocak 2012
HASUTLUK HASTALIĞI
4331 Okunma.
25 Aralık 2011
SORUMLU YALNIZ AKMERCAN MI?
4791 Okunma.
19 Aralık 2011
AKMERCAN-BELEDİYE MAÇI 3
4323 Okunma.
14 Aralık 2011
AKMERCAN BELEDİYE MAÇI
4985 Okunma.
09 Aralık 2011
BU YAZI...
3990 Okunma.
30 Kasım 2011
DEPREMZEDEYE KONUT TAHSİS EDENLER
4034 Okunma.
15 Kasım 2011
kMM VE...
3786 Okunma.
14 Kasım 2011
ARİFE, AREFE
4557 Okunma.
11 Kasım 2011
HAVŞERİ İÇİN HAYDİ ZEY'E!
4426 Okunma.
07 Kasım 2011
KAZIN AYAĞI ÖYLE DEĞİL
4365 Okunma.
31 Ekim 2011
TÖREN İPTALİ
4470 Okunma.
27 Ekim 2011
2006'DAN 2011'E DOĞALGAZ
4741 Okunma.
24 Ekim 2011
TERÖR VE GELİŞMELER
4497 Okunma.
27 Eylül 2011
BU İNSANLAR DA BİZİM
4361 Okunma.
23 Eylül 2011
DEMİRYOLU İÇİN HAYDİ
4238 Okunma.
21 Eylül 2011
YERE DÜŞMEKLE CEVHER..
3610 Okunma.
19 Eylül 2011
PİRİN PALAS
5838 Okunma.
08 Eylül 2011
EMNİYET KEMERİ Mİ KOLTUK DEĞNEĞİ Mİ
4412 Okunma.
29 Ağustos 2011
SIRA DIŞI BİR BAKAN GELDİ…
4575 Okunma.
24 Ağustos 2011
KÖKÜNÜ ARAYAN ÇINAR
4871 Okunma.
20 Ağustos 2011
ÇORBA PARASI!...
3703 Okunma.
18 Ağustos 2011
ÇELİKHAN HALKINDAN YOĞUN DESTEK…
4846 Okunma.
17 Ağustos 2011
ÇELİKHAN, ÇELİKHAN, ÇELİKHAN!..
4819 Okunma.
16 Ağustos 2011
GÖNÜL İNSANI
4613 Okunma.
15 Ağustos 2011
POST KAVGASIYMIŞ MEĞERSE?
4587 Okunma.
12 Ağustos 2011
MINDARA DOLAM DOLAM
4748 Okunma.
12 Ağustos 2011
İL OLMAMIZI İSTEMEYEN
4274 Okunma.
20 Temmuz 2011
TERÖRLE MÜCADELEDE HATA MI YAPIYORUZ?
4519 Okunma.
13 Temmuz 2011
DÜĞÜN EVİ Mİ ÖLÜM EVİ Mİ?
4428 Okunma.
15 Haziran 2011
REKTÖR GÖNÜLLÜ'NÜN TOPLANTISI..
4701 Okunma.
09 Haziran 2011
GÜÇLÜ TÜRKİYE GÜÇLÜ ORDU
4463 Okunma.
07 Haziran 2011
YEMİN KRİZİ VE MOTOR YAKMAM
4369 Okunma.
16 Mayıs 2011
GÜLE GÜLE..
3884 Okunma.
07 Mayıs 2011
ANNECİĞİM BİRAZ DA BİZİMLE GÖRÜŞME YAP
4308 Okunma.
20 Aralık 2010
ZEMZEM VE İLAHİ SIRLAR?
5259 Okunma.
16 Aralık 2010
HAMAMA MI GİTTİNİZ BE HEY GAFİLLER?
4485 Okunma.
10 Aralık 2010
TARAF OLMAYAN BERTARAF OLUR
4547 Okunma.
22 Kasım 2010
SUÇLUYU KAZIRSAK ALTINDA NE ÇIKAR?
4231 Okunma.
29 Ekim 2010
AVUKAT TAYLAN 3
4653 Okunma.
28 Ekim 2010
AVUKAT TAYLAN..2
4170 Okunma.
26 Ekim 2010
AVUKAT TAYLAN...
3676 Okunma.
28 Eylül 2010
ADIYAMAN'DA Kİ GAZZE..
4700 Okunma.
28 Eylül 2010
İMAMLAR'A AÇIKLAMA..
4792 Okunma.
12 Mayıs 2010
ÜÇ KURUŞLUK İNSANLAR
5271 Okunma.
10 Mayıs 2010
BÖYLE KOMUTANLAR DA VAR
4893 Okunma.
10 Nisan 2010
ADIYAMAN'DA Kİ GAZZE...
4790 Okunma.
10 Ocak 2010
BI YARA İKİ YILDIR..
3543 Okunma.
Haber Yazılımı