Haber Detayı
19 Mart 2010 - Cuma 00:00 Bu haber 1358 kez okundu
 
DAĞLICA- KOD ADI: DÜĞÜN
SİYASET Haberi
DAĞLICA- KOD ADI: DÜĞÜN

Dağlıca-Kod Adı: Düğün gündemi sarstı! Gazeteci Nevzat Çiçek`in, piyasaya yeni çıkan `Dağlıca-Kod Adı: Düğün` adlı kitabında yer verdiği rapor gündemi sarstı. Telsiz konuşmalarından PKK militanlarının yerlerini belirleyen Merkezi Telsiz Dinleme Sistemi`ni (DF) inceleyip test eden TÜBİTAK, sistemin bozuk olduğunu tespit etti. Raporda, DF`te normalde 5 km olması gereken hata payının 50 km olarak ölçüldüğü bilgisine yer verildi. İşte korkunç gerçek: 12 askerin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan Dağlıca Karakolu baskınıyla ilgili TÜBİTAK`tan şok rapor. Gazeteci Nevzat Çiçek`in, piyasaya yeni çıkan `Dağlıca-Kod Adı: Düğün` adlı kitabında yer verdiği raporda, DF`te normalde 5 km olması gereken hata payının 50 km olarak ölçüldüğü bilgisine yer verildi. Kitapta yer verilen ve olaydan iki hafta sonra TÜBİTAK tarafından hazırlanan rapordaki bilgiler ise kamuoyunda soru işaretlerine neden olan baskınla ilgili şüpheleri artırdı. Raporda teröristlerin telsiz konuşmalarından yerlerini belirleyen sistem üzerindeki incelemeyle ilgili, "TÜBİTAK`ın yer tespit çalışmalarında sistemde 50 km`lik hata ve sapmalar olduğu görülmüştür" denildi. *** Gazeteci Nevzat Çiçek tarafından yazılan Dağlıca: Kod Adı Düğün isimli kitabında Dağlıca Baskınındaki gerçekler baskından kurtulan askerlerden Ramazan Yüce tarafından anlatılıyor. 21 Haziran 2007günü  Dağlıca Baskını’nın nasıl yapıldığı ile ilgili olarak Ramazan Yüce’nin baskını ve sonrasını anlattığı  mektubun ayrıntıları ortaya çıktı. Van Askeri Mahkemesi’ne yargılandığı sırada cezaevinden mektup yazan Yüce, eğer beni vatan hainliği ile suçlayacaksanız alnıma bir kurşun sıkın” diye bitirdiği mektubun ve baskının ayrıntıları Gazeteci Nevzat Çiçek tarafından yazılan “Dağlıca: Kod adı düğün”kitabında ayrıntılarıyla anlatıldı. İşte Ramazan Yüce tarafından yazılan o mektuptan insanın kanını donduran ifadeler: “Saat 17.30’da nöbetimi Fuat Başada’ya devrettikten sonra tepeye kurulan istihbarat çadırına gittim. Yolda Çağdaş üsteğmen ile karşılaştım. Bana ‘Yatmaya mı gidiyorsun?’dedi ben de ‘Evet’ dedim. Ayrıca ben Çağdaş  üsteğmene ‘Komutanım üç gündür çok şifreli konuşma alıyoruz, teröristler bu gece baskın veya taciz yapabilirler.’dedim. O da ‘ Ramazan ne yapalım yardım istiyoruz fakat kimse gelmiyor.’dedi. Yanımdan uzaklaştı. Ben sık sık silah kazalarından korktuğum için D/K cihazının bulunduğu kapalı mevziye silahımı bırakıyordum. Bunu hem tepedeki arkadaşlarım hem de komutanlarım biliyordu… Çadırda bizden hariç 20-25 asker vardı. Biraz sessiz olmalarını söyledim. Bu sırada Çağdaş üsteğmen yanımıza gelerek ‘Yatanları uyarı, taburdan Serilant Tepesi’nde iki kişilik görüntü alınmış, herkes dikkatli olsun, çünkü tabur komutanımız da taburda değil çünkü davetli olduğu bir köy düğününde olduğunu ve taburda kırmızı alarm var herkes dikkatli olsun.’ Dedi ve çadırdan ayrıldı. Çağdaş üsteğmen çadırdan ayrılırken biz de tekrar yattık. Saat 00.10 sıralarında silah sesleriyle uyandık. Uyandığımızda o saatte mevzilerde olması gereken askerlerin hepsi yanımızdaydı. “Kaçanlar Kahraman Bizler Vatan Haini Olduk”  Hep beraber çadırın içinde tam siper yaparak bekledik. Bu sırada Çağdaş üsteğmen bize hitaben ‘Çadırdakiler tam siper yapın.’diye emir verdikten sonra bir daha kendisinden ses alamadık. Biz de tam siperde beklerken çatışmada şehir düşen P.Uzm. Çavuş Selçuk Gündal’dan bize hitaben ‘Lan çadırdakiler çabuk çadırı boşaltın.’diye bağırarak emir veriyorlardı. Bunun üzerine hepimiz sürünerek çadırdan dışarı çıktık. Çok yoğun bir çatışma yaşanıyordu. Mermilerden dolayı başımızı dahi kaldıramıyorduk. Selçuk uzman tekrar bize hitaben ‘Lan çadırdakiler sağ alt tarafınızdan sızma var, orayı tarayın ve el bombası atın.’diye emir verdi. Bunun üzerine iki arkadaşım rastgele bir tarama yaptı. P.Onbaşı Hasan Ataş’ta cebinden çıkarttığı el bombasını Selçuk uzmanın gösterdiği yere fırlatmak için el bombasının pimini çekmeye çalıştı. Ancak Hasan bir türlü pimi çekemiyordu. Bunun üzerine bana dönerek ‘Ramazan bombanın pimini çekemiyorum al sen pimi çek ve at.’dedi. Ben de bunun üzerine Hasan’dan el bombasını alarak pimini çektim ve arkadaşlarımın taradığı bölgeye doğru attım. Şimdi iddia ediyor e diyor ki Ramazan elindeki el bombasını alakası olmayan bir yere fırlatmış ve çatışmadan teslim olmuş diyorlar. Beni ve arkadaşlarımı çatışmanın ortasında bırakıp kaçanlar KAHRAMAN ilan ediliyor. Bize ise VATAN HAİNİ diyorlar. Çatışmanın devam ettiği sırada Meri’deki bir mevziden ‘Komutanım teröristler çok kalabalık bir şekilde tepeye sızıyorlar’ diye bağırıyordu. Bunu duyan yanımdaki askerlerden çoğu çatışma bölgesinden tabura doğru hızla kaçmaya başladılar. Kalanlar ise farklı yerlere dağıldık.Bunlar mevziyi terk ettiler düşüncesi ile kapının girişindeki silahımı alarak hemen 10 metre solumdaki 106/mm’lik havan mevzisine girdim.  Mevzide Hasan Hüseyin Karacabağ  vardı. Hasan Hüseyin mevzide çökmüş eliyle başını koruyordu. Bizi bu mevzide gören benim de kısım komutanım olan P.Uzm. Çavuş  Mustafa Uysal ‘Ramazan çabuk buraya gel’ diye emir verdi. Bunun üzerine ben Mustafa uzmanın yanına gittim. Bu mevzide Mustafa uzman ve P.Erler Fatih Atakul ile Özhan Şabanoğlu havan atışı yapıyorlardı. Bende bu mevzide yerimi aldıktan sonra elimdeki silahımla teröristlerin attığı ateşe karşılık vermeye başladım. Bu sırada biten şarjörümü değiştirdim. Tekrar ateş etmeye başladım. Bir müddet sonra ikinci şarjörümde bitti. Üçüncü şarjörümü taktım. Ancak silahım bir türlü ateş almadı. Ne yaptıysam silahımı çalıştıramadım. Bunun üzerine Mustafa Uzman ile 3 adet havan atışı yaptım. Teröristler bize çok yaklaşmışlardı. Saatlerce süren çatışmaya rağmen ne kara ne de hava desteği gelmişti. Ancak çatışmak için mühimmatımız da kalmamıştı. Bunu gören Mustafa uzman hemen mevziden çıkmamız gerektiğini söyledi. Bu sırada yanımıza Hasan Hüseyin ve Halis uzmanda geldi. Mustafa uzman hemen bu mevziyi terk edin diyerek oradan uzaklaştı. Biz de bunun üzerine termal kameranın bulunduğu bölgeye doğru ilerledik. Köşeye sıkışmıştık. Kaçmamız ise imkânsızdı. Her birimiz bir yere mevzilendik. Ben mevzilendiğim yerden Meri’yi görüyordum. Teröristler Meri tepeyi ele geçirmişlerdi. Çünkü buradaki silahlar Pey tepedeki arkadaşlarımıza ve bizim olduğumuz Keri tepeye ateş ediyordu. Bizim olduğumuz bölgeye çok yoğun bir ateş geliyordu. Çünkü bizden başka kimse çatışmıyordu. Benim sol tarafımda bulunan arkadaşlarımı bize yaklaşmakta olan teröristleri görmüş olacak ki o bölgeye çok yoğun bir tarama yaptı. Bu tarama sonucu bir bayan terörist yaralanmıştı. Bayan terörist arkadaşlarına bağırarak bizim olduğumuz bölgeyi gösterdi ve ‘Buradalar öldürün hepsini’ diye emir veriyordu. Bunun üzerine teröristler üzerimize yoğun ateş ederek yaklaşıyorlardı. Bize iyice yaklaşan teröristler olduğumuz bölgeye çok sayıda el bombası atmaya başladılar. “Elime Bozuk Silahlar Verenler Suçlu”  Elimde ne el bombası var ne de silahım çalışıyordu. Kendimi mermilerden korumaktan başka bir şey yapamıyordum. Bize yaklaşan teröristleri görünce geri geri sürünerek oradan uzaklaşmaya çalıştım. Benim hareket ettiğimi gören teröristler üzerime el bombası attılar. Birinci bomba uzağa düştü. İkinci bomba ise yakınıma düştü. Bu el bombasından 6 şarapnel parçası ile yaralandım. Benim yaralandığımı gören teröristler ‘Yaralı olduğunu biliyoruz gel teslim ol yoksa seni öldüreceğiz.’ Dedi ve üçüncü el bombasını da benim olduğum bölgeye attılar. Ayrıca üzerime çok sayıda keleşlerle mermi sıktılar. Artık kaçamazdım çünkü yaralanmıştım kalkıp teslim oldum. Şimdi tabur komutanımız ‘Ramazan birliğine ihanet ederek teslim olmuş ve teröristlerle çatışmamıştır.’diyor. Elime bozuk silahı vererek sınırın sıfır noktasında görevlendiren tabur komutanı suçlu değil de ben miyim suçlu! Üst aramamı yaptılar ve nereli olduğumu sordular. Ben de memleketimi e adımı söyledim. 15-20 dakika sonra da diğer arkadaşlarımı esir alı yanıma getirdiler. 5 esir olmuştuk. İrfan ve İlhami’nin de esir düşmesi ile esir sayımız 7’ye çıkmıştı. Ellerimiz havada yere oturmuş bekliyorduk. Tam bu sırada bizim 20-30 metre kadar altımızda bulunan mevzide bir askeri fark eden teröristler teslim ol çağrısı yaptılar. O asker teröristlere ateş etmeye başladı. Teröristlerde o askere ateş ettiler. Teröristlerden biri yanıma gelerek ‘Kim var o mevzide, kalk teslim olması için kendini tanıt ve teslim ol çağrısı yap, yoksa sizi de onu da öldürürüz.’  Ben de korkudan kalktım ve kendimi tanıttım. Daha sonra kendimi tanıttım ve teslim ol çağrısı yaptım. Sesimi duyan sadece revirci Durmuş vardı. Benim simsi duyan Durmuş ‘Ramazan’ diye bana seslendi. Bunun üzerine teröristlerden biri ‘Bu seni tanıyor adı ne bu askerin’ diye sordu bana. Ben de revircimiz Durmuş olduğunu söyledim. Teröristler ‘Revirci Durmuş gel teslim ol, yoksa seni öldüreceğiz’ dedi. Durmuş ise teröristlere ateş ederek hızla tabura doğru kaçmaya başladı. Teröristler ise silahı D/K mevzisinden sıkıldığını düşünerek birbirlerine gidin o mevziyi tarayın kim varsa öldürün diyorlardı. Bir terörist mevziye yaklaşıp 2-3 el bombası attı. Mevzi tamamen kapalı olduğu için içeridekiler etkilenmemişti. Biz burada ne yapıyoruz? Bizi de öldürecekler?’ deyip gülüyordu. Tepede asker kalmadığına inanan teröristler yanımızda toplanarak bana hitaben ‘Biz arkamızda yaralı asker bırakmayız, yürüyemezsen seni de öldüreceğiz.’dediler. Ben de korkudan ‘Yürüyebilirim.’ dedim. O zaman hadi gidiyoruz dediler. Tam bizi götürmeye hazırlanıyorlardı, kobra tipi helikopterler çatışmanın üzerinden saatler geçmesine rağmen yeni gelmişlerdi… 
Kaynak: Editör:
Etiketler: arsiv
Yorumlar
Haber Yazılımı